Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler, OkuGit.Com - Tarih, Güncel, Kadın, Sağlık, Moda Bilgileri Genel Bloğu
  • Şenay – Sev Kardeşim / Hayat Bayram Olsa

senay 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

1951 yılında İstanbul’da doğan Şenay müziğe profesyonel olarak, 1969’da Erkan Özerman’ın keşfi olarak onun Ankara’da açtığı ‘Anahtarlı Bulvar’ adlı bir gece kulübünde başladı. Şenay aynı yıl, daha sonra İstanbul Gelişim Orkestrası adını alacak Şerif Yüzbaşıoğlu, Salim Ağırbaş, Atilla Özdemiroğlu, Selçuk Başar, Uğur Başar, Garo Mafyan, Asım Erken’den kurulu orkestranın İlhan Kayral’la birlikte iki solistinden biri oldu. Daha sonra Şenay’ın orkestra partneri Neco oldu ve orkestraya Onno Tunç, Cengiz Teoman, Aşkın Arsunan, Atilla Şereftuğ, Erdal Kızılçay gibi müzisyenler katıldı. 1971’de orkestra şefi Şerif Yüzbaşıoğlu ile evlendi.

1971’de müziklerini basit bulduğu için pek gönüllü olmadan ama aranjmanların sözlerini de yazarak “Benim Olursan/Sev Kardeşim” adlı plağı doldurdu. Plağın B yüzündeki “Sev Kardeşim” patlar, hem yılın şarkısı seçildi, hem de Şenay’a yılın şarkıcısı ödülünü getirdi. 1972’de aynı ödülleri bu kez de “Hayat Bayram Olsa/Nen Var Canım Kardeşim?” ile aldı.

İki yıl içinde Türk popunun en ünlü kadın yıldızlarından biri oldu.

“Sev Kardeşim”, “Hayat Bayram Olsa”, “Beyaz Ülke”, “Gerçek Nerde?”, “Açıl Susam Açıl”, “Ve Ağlıyorum”, “Varlar Yoklar”, “Dön Artık”, “Sev Yeter ki”, “Dünden Bugüne”, “Sessiz Bir Yer” gibi pek çok hit 45’lik yaptı. Dönemin pop müzik şarkıcılarının aksine, sözlerini kendi yazdığı şarkılarında hümanist konulardan bahsetti.

Fiziksel görünümü de donemin alaturka, yırtmaçlı, ağır makyajlı popçularından farklıydı. Punk havalı sürrealist bir görüntüsü vardı. Zaten gazinolarda çok az çalıştı, genelde müzik hayatını plak ve konserlerle sürdürdü ve magazinden uzak durdu.

Şenay Yüzbaşıoğlu aynı zamanda siyazi mitinglerde görev alan ilk sanatçıydı. Bülent Ecevit’in “Karaoğlan” lakabıyla büyük zafer kazandığı seçimlerden önce, mitinglerde Ecevit’ten önce sahne alıp “Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa”yı söyledi. Bin dönem TRT tarafından yasaklı sanatçılar arasındaydı .

4 Ocak 2013 tarihinde Gümüşsuyundaki evinde kalp yetmezliği sonucu 62 yaşında vefat etmiştir.

  • Yasemin Kumral – Bim Bam Bom

yasemin kumral 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

1954 yılında İstanbul‘da doğmuştur. Annesi Melahat Kumral, babası gazeteci-yazar, şair Ahmet Muhtar Kumral’dır.

Müzik eğitimini babasından ve Prof. Fuat Koray’dan armoni, kompozisyon ve solfej dersleri alan Yasemin Kumral, Roma‘da gitar, piyano ve şan öğrenimi gördü. Ortaokulu babasının görevli gittiği Roma‘da okudu. Nişantaşı Işık Lisesi’nden mezun oldu. Sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü şan ana dalından mezun olmuştur. Çocukluk ve gençliğinde kaldığı İtalya‘daki yıllarında aynı zamanda, resim atölyesi çalışmalarına devam etmiştir.

Yasemin Kumral, sanat hayatı boyunca şarkılarını sadece stadyumlar, tv ler ve sinema salonlarında söylemiş, gazino programlarında hiç yer almamıştır. “Sevmek Varken” isimli bir şiir kitabı vardır.

Mevlana hayranı olan Yasemin Kumral, onun muhteşem beyitlerini Türkçe’ye çevirtip besteleyerek büyük bir yenilik yapmış, bu şarkıları 1999 yılında “Yasemin Kumral” adlı 12 şarkılık bir albümde toplamıştır.

Devlet opera ve balesi bünyesinde, kimsesiz çocuklardan meydana getirdiği “Altın Çocuklar Korosu”, dünya opera koroları içinde bir ilktir.

Yasemin Kumral, Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin kurucu üyesi oldu. 2002 yılında İzmir milletvekilliği için AK Parti’den aday oldu. Kazanamadı ve 2011 yılında tekrar aday oldu yine kazanamadı.

Yoğun çalışma hayatında rağmen, resim yapmayin” isimli kişisel sergisini açmıştır.

Yasemin Kumral, İstanbul Moda’da spikerlik, sunuculuk ve güzel konuşma okulu açmıştır.

2006′da Unesko‘nun teklifi üzerine “Haydı Kızlar Okula” kampanyası şarkısının söz ve bestesini yazarak seslendirmiş, klibinde rol almıştır.

Yasemin Kumral, 1986 yılında kurdukları ve eşi ile ortak olduğu Ahmet Şimşek kolejinin kolej marşını bestelemiş ve ilköğretim okulunun Koordinatörlüğünü yürütmektedir.

Sayısız konserler veren ve plakları yayınlanan Yasemin Kumral’ın en popüler şarkısı 1975 yılında yayınlanan Bim Bam Bom isimli şarkısı olmuştur. Yasemin Kumral, 1980 yılından beri Mevlana‘nın beyitleri üzerine besteler yapmaktadır.

Yasemin Kumral, Ahmet Şimşek kolejinin sahibi Ahmet Şimşek ile evlendi. “Tuncay”, “Altay Murat”, Yıldırım Ahmet ile Enis Yasin adında 4 erkek çocuğu ve Nilay Şimşek adında bir kızı vardır.

  • Ayça ve Elma Şekerleri – Küçük Kız

ayca elma sekerleri 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Beş çocuktan oluşan bir gruptur. Elma Şekerleri 1978’de Baha Boduroğlu tarafından jingle çalışmaları ve çeşitli sanatçıların albüm ve konserlerinde vokal yapmak üzere kuruldu. Grup aynı yıl Eurovision Türkiye Seçmelerinde ‘Küçük Kız Ayça‘ olarak da anılan Ayça Oktay‘a eşlik etti. 1978’de Eurovision Şarkı Yarışması TRT seçmelerinde bestesi Baha Boduroğlu’na ait olan Küçük Kız adlı parçayla büyük ilgi topladı ancak finale kalamadı.

Grup bu şarkıyı 45’lik olarak da çıkardı. Plağın arka yüzünde Kar Yağıyor yer aldı.

Ayça Oktay daha sonra reklamlarda ve TV’deki çocuk programlarında yer alarak şarkılar söyledi. Daha sonra ‘Elma Şekerleri’ adında başka çocuk grupları da kuruldu.

  • Füsun Önal – Senden Başka / Ah Nerede

fusun onal 300x213 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Füsun Önal,11 Mart 1947 tarihinde Ev Hanımı bir anne ve Asker bir babanın tek kızı olarak Kadıköy’de dünyaya geldi. 11 yıl klasik piyano dersleri ve 2 yıl şan dersleri aldı. Öğrencilik yılları Ankara’da geçen Önal, TED Ankara Koleji’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken Erol Pekcan Caz Orkestrasında caz şarkıları söyleyerek şarkıcılık kariyerine başladı.

Türkiye’nin hemen her yerinde konserler verip tiyatro oyunları oynadı. Yurt dışında Avustralya’dan İngiltere’ye, İtalya’dan Kazakistan’a, İsviçre’den Kırgızistan’a kadar pek çok ülkede konserler verdi. Sesi ve sahne performansı ile 1970’li ve 1980’li yılların önde gelen kadın pop şarkıcıları arasında yer alan Füsun Önal, çılgın sahne giysileri, dans grubu, özel orkestrası, kendine özgü showlarıyla, her zaman sahnelerin ve televizyonların aranılan ismi oldu.

1980’li yıllarda Türkiye’de, solo konserler veren ilk kadın şarkıcı olarak 2 saat boyunca Türkçe ve İngilizce şarkılardan oluşan solo konserlerinde sahnede giyinip soyundu. Günümüzde, “coverları” yapılan, reklam filmlerinde kullanılan “Senden Başka“, “Oh Olsun“, “Ah Nerede” şarkıları ve “Alo Ben Füsun” adlı uzunçaları ile dört Altın Plak ve bir Altın Kelebek ödülleri başta olmak üzere pek çok ödülün sahibi oldu. TRT ekranlarında müzik programları, yarışmalar ve çocuk programları sundu. TRT İstanbul Radyosu’nda iki yıl boyunca “Gecenin İçinden” adlı programda skeçlerde oynadı ve TRT’de yayınlanan Radyo Tiyatrolarında rol aldı. 1993’te evli çiftlerin yarıştığı “Evcilik Oyunu” adlı yarışmayı 450 kez Show TV ekranlarında sundu. 3 tane reklam filminde, birkaç da sinema filminde oynadı. Oynadığı filmlerde bol bol şarkılarını söyledi. “Ah Nerede”, “Oh Olsun”, “Aç Gözünü” gibi şarkıları Önal’ın sinema filmlerine ad oldu.

Oyunculuğu konusunda ünlü yönetmen-oyuncu Haldun Dormen “Kendisine çok önemli roller teslim edilecek bir oyuncu o” demiştir. Füsun Önal, “Kelebekler Özgürdür”, “Durdurun Dünyayı İnecek Var”, “Evita”, “Hair”, “Ateşli Aşıkların Sonuncusu – 3 Kadın 1 Çapkın” gibi dünyaca ünlü oyunların ve müzikallerin Türkiye versiyonlarında baş rollerde oynayarak, Haldun Dormen, Engin Cezzar, Tunç Yalman, Barnard Hassel, Metin Serezli, Kenneth Urmston gibi ünlü yönetmenlerle çalıştı.

Açtığı fotoğraf sergilerini gezen yazar Tarık Dursun K., esprili ve türlü göndermeler içeren fotoğraf alt yazılarını okuyunca Füsun Önal’a kitap yazmasını teklif etti. Aziz Nesin’in de teşvikiyle yazın dünyasına “Hayatı Denedim” adlı kitabı ile adım atan Önal, Türkiye’nin en eski yayın evlerinden biri olan İnkılap Kitabevi ile kontrat imzaladı. 1990 yılından beri aynı yayın evine yirmi kitap yazdı. Kitap fuarlarında kitaplarını imzalamaya devam etmektedir.

Füsun Önal, sponsoru ile 315 okulda öğrencilere stand-up tadında “Müzikli Söyleşiler” yapıp, kitaplarını imzalayan Önal, okullara gitmeye devam etmektedir.

2008’den beri Tiyatro Kedi oyunlarında rol almaktadır. Son yıllarda oynadığı oyunlar arasında “Figaro’nun Düğünü”, Haldun Dormen’le birlikte oynadığı “Pazar Günkü Cinayet” ve yine Haldun Dormen’le oynamakta olduğu “Don Kişot” sayılabilir.

  • Funda – Çaresizim / Affetmem

funda 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Funda Sevilay Ünal 1959′ da Manisa’ da doğdu. Çocukken piyano dersleri aldı.

Çaresizim adlı şarkısın daha 15 yaşında iken besteledi. İlk plağı ise Çaresizim / Mutluluğa Doğru 45′ liğini 1976 yılında çıkardı. İlk plağın özellikle Çaresizim adlı parçasının müzik dünyasında tutulması üzerine ardından Affetmem / Sen isimli ikinci 45′ lik plağını yaptı. Funda‘ nın söz ve müziği kendisine ait olan Affetmem isimli şarkısını, orkestrası namına Oyun Havaları LP albümüne hazırlanırken diğer tarafntan da sanatçılara katkılarını sürdüren Zafer Dilek düzenledi.

Funda bu albümden sonra müziği bıraktı.

Funda 70′ li yıllarda sadece 2 plak çıkarmasına rağmen şarkılarıyla günümüze kadar ulaşabilmiş nadir isimlerdendir. Nitekim 70′ li yıllarda bu her iki şarkı da Funda’ nın en büyük hitleri olmuştur.

  • Erol Büyükburç – Gençlik Şarkısı ( Haydi Gençlik Hop Hop Hop )

erol buyukburc 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Pop müziği yorumcusu, sinema oyuncusu, ilk Türk pop müziği bestecisi (D. 22 Mart 1936, Adana – Ö. 12 Mart 2015,  İstanbul).

Babasının bir Fransız şirketinde çalışması nedeniyle çocukluğunun büyük bir bölümünü Halep’te geçirdi. 1951 yılında başladığı lise öğrenimini İstanbul Ticaret Lisesinde tamamladı. Lise yıllarında kurduğu müzik grubuyla amatör müzik çalışmalarına başladı. İstanbul Belediye Konservatuarında şan dersleri aldı. Henüz 18 yaşındayken İsmet Sıral Orkestrası eşliğinde Caddebostan Maksim Gazinosunda solist olarak ilk sahne çalışmasını yaptı. Bu orkestrada Frankie Laine’nin şarkısı “Jezabel” ile adını duyurmaya başladı.

Askerliğini Urfa Orduevi’nde yapan sanatçı, bu sırada şarkı söylerken Leyla Sayar’la tanıştı ve askerlik dönüşü bu tanışıklığı devam ettirdi. Leyla Sayar’ın desteğiyle İstanbul’un önemli kulüplerinde ismini duyurmaya başladı. Kendi adına kurduğu ilk orkestrası “Erol Büyükburç Vokal Grubu” ile Four Lads, Platters tarzı vokal müziğinin ve doo-wop’ın Türkiye’deki öncü uygulayıcısı oldu.

Sanatçı, profesyonel ilk müzik çalışmasına 1961’de ‘‘Little Lucy’’ adlı bestesini plak yaparak adım attı. Balkan Festivali’nde ‘‘En İyi Şarkıcı’’ ödülünü aldı. Uzun yıllar Efsaneler Orkestrası ile çalıştı. 1962 yılından itibaren Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrasıyla lüks mekânlarda sahne alan sanatçı, bir yıl sonra Robert Koleji’nde düzenlenen Boğaziçi Müzik Festivali’nde “En iyi Şarkıcı” ve “En İyi Şarkı” ödüllerini kazandı ve bu yarışmada Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası eşliğinde “Adieu Mon Pays” şarkısını seslendirdi. Sanatçı 1964 yılında bu orkestradan ayrılarak Necdet Karar, Çarli ve Cüret Işıözlü’nün bulunduğu kadro ile bir grup kurdu. Sanatçı, kendi orkestrasında folk düzenlemeleri ve kendi bestelerini öne çıkararak adını daha fazla daha da duyurmaya başladı. Sanatçı, 1964 yılında düzenlenen 1. Balkan Festivali’nde en iyi şarkıcı seçildi.

Büyükburç, 1968 yılında “Altın Şarkılar”, 1969 yılında ise “Yasemin” plaklarını yaptı. “Kırık Kalp”, “Yasemin”, “Gözlerime İyice Bak”, “Gel Gir Koluma” gibi popüler müziğimizin ilk hit şarkılarını Ümit Eroğlu düzenlemeleri ile yaptı. 1969 sonlarına doğru Pathe’den ayrılan Büyükburç, 1966 yılında yaptığı ilk filminden bu yana birlikte çalıştığı Hulki Saner’in şirketi Saner Plak’a geçti.

1971 yılında “Feryat” adlı plağını yaptı. “Yalan Gözler” ve “Yasemin” gibi plaklarda kız vokal grubunu deneyen Erol Büyükburç, bu kez erkek vokalini kullanarak bu çizgi dışı plağını yaptı. 1973 yılı sonlarında Çiğdem Talu ile birlikte “Elele-Dudaklarımda Şarkısın” plağını yaptı. 1975 yılı sonlarında Çetin Çiftçi, İrfan Avcı, Selçuk Ünver, Cavit İlgün, Sacit Aydın, Nusret Baran gibi isimler eşliğinde “Allahı’m Beni de Gör” plağını çıkarttılar. Beklenilen ilgiyi yakalayamayan bu albümden sonra bir müddet film çalışmalarında yer aldı ve “Kader Rüzgârı”, “Ah Bu Sevda” filmlerini yaptı.

1977 yılında “Hop Dedik” adlı albümünü çalıştığı grup olan “Efsaneler” eşliğinde hazırladı. Ancak hemen akabinde “Efsaneler” grubu dağıldı. Sanatçı, “Efsaneler”in hemen ardından 1977 yaz sonunda doğan kızı Evren’in ismini verdiği “Evren” grubunu kurdu. Ardından “Edessa” bünyesine girerek 1978 yılında “İşte Özüm İşte Sözüm” adlı albümün çalışmalarına başlandı ve bu albüm, çeşitli nedenlerle ancak 1983 yılında yayımlanabildi.

1979-1980 yıllarında bir yandan eşi Emel Büyükburç için hazırladığı Çapraz Show’a mesaisini ayırırken, bir yandan da “Müzikte Ekolleşmeye Doğru” adlı kitabını hazırladı.

Sanatçı daha sonra uzun yıllar futbol takımı şarkıları, illere yönelik şarkılar, çocuk şarkıları, belli vakıflara yönelik hazırlanmış marşlar, kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için hazırladığı şarkılar yaptı.

Kıyafet ve tavırlarıyla “Türkiye’nin Elvis Presley’i” olarak tanınan Büyükburç, pek çok ilke de imza attı. Bu ilkler arasında olan ilk Türk pop müziği bestecisi, ilk türkü düzenlemecisi, ilk turneye çıkan popçu gibi özellikleri sanat hayatında bir araya getirdi. Sanatçı yarım yüzyıla yakın bir sanat yaşamına 8 taş plak, 65 tane 45’lik, 20 fotoroman, 5 long-play, 1800’e yakın beste, 30’a yakın film ve 200’e yakın ödülü sığdırmayı başardı. Sanatçı dört kez evlendi.

Erol Büyükburç, 22 Temmuz 1999’da kızı Ajlan Büyükburç’u trafik kazasında kaybederek büyük bir üzüntü yaşadı. 2001 yılında da eşi Emel Büyükburç’u karaciğer yetmezliği sonucu kaybetti. Sanatçı, İstanbul Etiler’deki evinde 12 Mart 2015 tarihinde ölü bulundu. Ölüm nedeninin kalp krizi olduğu sonradan belirlendi. Cenazesi Cemal Reşit Rey Konser Salonunda düzenlenen törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığında defnedildi.

Albümleri:

Sevgi Çiçekleri (1975), Sen Varsın (1981), Yıllar Sonra (2000).

Filmlerinden bazıları:

Plajda Sevişelim (1964), Neşeli Aşıklar (1964), Horoz Nuri (1965), Kızılcıklar Oldu mu (1967), Gençlik Türküsü (1967), Yasemin’in Tatlı Aşkı (1968), Bir Damat Aranıyor (1968), Sus Sus Kimseler Duymasın (1968), Menekşe Gözler (1968), Turist Ömer Arabistan’da (1969), Berduş (1969), Öp Beni (1970), Avare Aşık (1970), Darıldın mı Cicim Bana (1970), Turist Ömer Boğa Güreşcisi (1971), Kavanoz Dipli Dünya (1971), Haydi Gençlik Hop Hop (1975), Oldu Olacak (1976), Cıbıl (1976), Kader Rüzgarı (1976), Kurban Olayım (1976), Ah Bu Sevda (1977), Bitmeyen Azap (1980), Enayiler Kralı Murtaza (1987), Nerdesin Firuze (2003), Hababam Sınıfı Merhaba (2004), Camdan Pabuçlar (2004), Şöhret Okulu (2007), Memur Muzaffer (2008), Çılgın Kanal (2009), Kanal-İ-zasyon (2009), Hırçın Kız Kadife (2009).

Reklam Filmi: Shubuo Kral (2003)

  • Uğur Akdora – Neler Oluyor Hayatta

ugur akdora 300x150 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Şerif Yüzbaşıoğlu bir gün “Türkiye ilk defa Eurovision”a katılıyor diyerek Uğur Akdora‘ya bestelerinden biriyle katılmasını isteyince, kendi ifadesiyle ”Daha işin ciddiyetini tam olarak kavrayamadan” Çiğdem Talû da bestesine sözlerini yazınca, kendisini önce 1975 Eurovision ön elemelerinde finale kalmış, sonra da Timur Selçuk yönetimindeki büyük orkestranın önünde heyecandan tir tir titreyerek yarışırken bulmuştu. Şarkının adı “Anılar” idi. Çiğdem’in muhteşem sözleri, Şerif Yüzbaşıoğlu’nun olağanüstü çaldığı piyano, Timur’un müthiş orkestrasyonu ve Onno Tunç, Cezmi Başeğmez, Tuna Esener, Fatih Erkoç, Mehmet Duru, Selim Selçuk ve daha birçok müzisyenin inanılmaz performansları ile ortaya çok güzel ve Avrupai bir şarkı çıkmıştı.

Uğur Akdora’nın bestesi, İsveç’in başkenti Stockholm’da yapılacak olan 1975 Eurovision Şarkı Yarışması’nın Türkiye Seçmeleri Finaline kalan 17 şarkı arasındaydı ve sahneye çıkış sırası birinci idi, ancak dereceye giremedi. Bilindiği üzere Halk Birincisi Ali Rıza Binboğa’nın ‘Yarın’ şarkısı da İsveç’e gidemedi ve bugün Türk Eurovision klasiklerinden sayılan Semiha Yankı’nın seslendirdiği ‘Seninle Bir Dakika’ isimli şarkı Türkiye’yi temsil etti. Ancak bu ilk Eurovision deneyiminin Türk Pop’una Naim Dilmener’e göre bir kazancı olmuştur. ”Yeliz, Yeşim, Ali Riza Binboğa, Uğur Akdora ve diğerlerini bu elemelerin Türk Popu’na hediye ettiği şarkıcılar” diye tanımlar.

O yıl Hey Dergisi Okurlarına göre yapılan seçmelerde 1975 YILININ EN İYİLERİ – YILIN ÜMİT VEREN KADIN SANATÇILARI sıralamasında Yeliz, Gülden Karaböcek ve Nil Burak’tan sonra Dördüncü sırada yer aldı.

1976’da çıkardığı A yüzünde Hayırdır İnşallah isimli ünlü şarkısının bulunduğu 45’lik 1 milyonun üzerinde şatış rakamına ulaşmıştı. Hey Dergisi Okurlarına göre yapılan seçmelerde 1976 YILININ EN İYİLERİ – YILIN TÜRKÇE SÖZLÜ ŞARKILARI sıralamasında bu şarkısıyla Dokuzuncu oldu.

Ardından sessiz sedasız kendi köşesine çekilmiş Bilal Dede’nin bir yazısında söz ettiği üzere onun ifadesiyle ‘Tek Şarkılık Şarkıcılar’ kervanına katılmış ve bir daha da ortalarda görünmemiştir; bazı etkinlikler haricinde…

  • Asu Maralman – Bal Gibi Olur

asu maralman 300x213 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Asu Maralman; Gerçek adıyla Silvie Bursalıoğlu 20 Şubat 1948 de Ermeni asıllı Türk vatandaşı Müzik aşığı bir soprano olan annesi Mersedes Bursalıoğlu’nun ikinci kızı ve üçüncü çocuğu olarak Bakırköy, İstanbul’da doğdu. Mesleği terzi olan babasının adı İstapan Bursalıoğlu’dur. 70’li yılların başında “Şimdi Sen Varsın Dünyamda” plağıyla ünlenen (gerçek adı Azad Bursalıoğlu olan)“Nonna Bella‘nın” kız kardeşidir. Asu Maralman’ın çocukluğu Bakırköy ve Üsküdar’da geçmiştir. 5 yaşında evde piyano ve şan eğitimi ile müziğe başladı. Annesi, Silvia’nın operada söylemesini ve piyano virtüözü olmasını istiyordu. 14 yaşına geldiğinde Jirayr Çarkçı ve jirayr Aslanyan’dan şan ve solfej dersleri almaya başladı. Derslerdeki başarısının ardından 15 yaşındayken ‘leblebici horhor‘ adlı operette ustalarının da yardımıyla önemli bir rol elde etmiştir. Liseyi İtalyan Ticaret Lisesi’nde okudu. O yıllarda okurken gizli olarak çeşitli düğün salonlarında sahne çalışmaları yapar. 1961 yılında Caddebostan gazinosu’nda düzenlenen Ses Yarışması’nda fransızca olarak seslendirdiği “siyah orfe” filminin müziğiyle tüm jüriyi etkileyerek birinci oldu ve ablası gibi kendini müzik dünyasının içinde buldu.

1966 yılında Uğurtan Günal orkestrası ile çalışmaya başlayan Asu Maralman profesyonel olarak bu dünyaya ilk adımını atmıştır. orkestranın erkek solisti Orhan Şevki’dir. Bir yıl sonra, 1967’de eylül ayında evleneceği ve 12 yıl evli kalacağı Orhan Şevki ile bu sayede tanışmıştır

1968 yılına kadar yaptığı sahne çalışmalarında ablasına vokalistlik yapan Silvia da onun soyadını kullanmayı tercih etti ve Silvia Bella adıyla sahnelere çıktı. 1967 yılında Orhan Şevki ile evlenir ve kendi orkestralarında çalışmaya başlar ve çift çalışmak için Adana’ya yerleşir. 9 aylık bir süreden sonra o yıllarda çok popüler olan ve diğer salonlarında Şenay Yüzbaşıoğlu, Ümit Aksu, Ayten Alpman ve Şerif Yüzbaşıoğlu gibi isimlerin çalıştığı Hilton’dan aldıkları teklif üzerine yeniden İstanbul’a yerleşmişlerdir. Asu Maralman ve eşi Orhan Şevki; Orkestrası ile uzun süre Hilton Oteli’nde program yaparlar.

İlk plağı olan “Bir Görsem Ölmeden – Nerdesin” 1971 yılında Diskotür firmasından yayınlandı. Profesyonel olarak ilk defa 1973 yılında Zeki Müren desteğiyle Erenköy Lalezar Gazinosu’nda sahneye çıktı. 1974 yılında ‘Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm’ adlı parça ile 1. Toplu İğne Beste Yarışmasında finale kaldı ama dereceye giremedi. 1977 yılında sözlerini Bülent Pozam’ın yazdığı Selmi Andak bestesi “Bal Gibi Olur” 45liği ile en büyük çıkışını yaptı. Bu çıkışın arkasından gelen “Sabah Ola Hayrola” ve “Şarkılar Yazdım” 45’likleri ile başarısını devam ettirdi.

Asu Maralman, 1976 yılında Erenköy Lalezar gazinosunda Zeki Müren’in kadrosunda sahneye çıkar.

Bir ara iş ilişkileri sayesinde tanıştıkları Fransız şarkıcı Hugues Aufray’ın davetiyle 1973 yılının Ekim ayında Paris’e yerleşen Orhan Şevki ve Asu Maralman kısa bir süre sonra tutunamayıp Türkiye’ye dönmüşlerdir.

1974 yılında plakçısının isteği üzerine, kendisine Türkçe bir isim bulmasını istemesi üzerine, o dönem yakın arkadaşı olan yazar Ferid Edgü oturdu ve Silvia için çeşitli isimler çıkardı. Silvia içlerinden en çok Asu’yu ve Maral’ı beğendi ve plakçısına “Benim ismim Asu Maral olsun,” dedi. Plakçısı da “Asu Maral havada kalıyor, sonuna man ekleyelim Asu Maralman olsun,” deyince 26 yıl Silvia olarak yaşadıktan sonra «Asu Maralman» adı ile sahneye çıkmaya başlar.

Asu Maralman’ın müzik hayatı boyunca seslendirdiği 40 parçanın en az 10 tanesi hit oldu. Recep İki Kaşın Arası, Kimine Hay Hay Kimine Vay Vay, Bana Güzel Bir Şey Söyle, Sigaramın Dumanı, Kıbrıs Çıkartmaları’nda çalan Hudey Hudey, gibi çok ünlü şarkılara imza attı. En büyük çıkışı da “Bal Gibi Olur” adlı parçasıyla yaptı.

1980 yılında kendisinin finanse ettiği, ilk ve tek LP’si olan “Bağrı Yanık Dostlara” yayınlandı. 1983 yılında gazinolarda ve gece kulüplerinde yaptığı sahne çalışmalarını bıraktı. 1987 ve 1988 yıllarında Amerika ve Kanada’da sahne çalışmalarında bulundu. 1989 yılından itibaren 1994 yılının sonuna kadar Güney’de ve Ege’de turistik tesislerde on iki dilden şarkılar söylediği programlara başladı. Bu sırada 1989 da Bodrum’da çalışırken müzisyen Mehmet Oylumlu ile tanışır.

1990 yılında Mehmet Oylumlu ile ikinci evliliğini yaptı. 1992 Erzincan depreminden sonra eşiyle birlikte Alanya’ya yerleşti. İki yıl Alanya’da yaşadıktan sonra 1994 yılında boşandı. Tekrar İstanbul’a yerleşti. Eşiyle ayrılık safhasında lenf kanserine yakalandı. İlk ameliyatını Fransa’da oldu, metastaz yapınca Hacettepe’de ikinci ameliyatını geçirdi. Ve kanseri yendi.

Eski arkadaşlarıyla birlikte “Sayın Bayanlar Baylar” adlı müzikli bir gösteride yer aldı.

2000 yılında Ada Müzik tarafından Eski 45’likler projesi dahilinde 45’liklerinden derlenen şarkılardan oluşan “BEST OF” albümü yayınlanmıştır.

Asu Maralman; 2006’da çekilmeye başlayan ve başrollerini (Oğuz Karaman rolüyle) Emre Kınay ve (Eda Aydeniz rolüyle) İclal Aydın’ın oynadığı “İki Aile isimli” TV Dizisinde Safiye rolünü oynamıştır. Dizinin jenerik müziği de ‘Olur Olur Bal Gibi Olur’ şarkısıydı.

2011 yılında yönetmen Tolga Örnek ; yönetmenliğini yaptığı “Kaybedenler Kulübü” adlı filmde; Sözlerini Zihni Küçümen’in yazdığı, müziğini Selmi Andak’ın yaptığı Asu Maralmanın, bundan tam 32 yıl önce “Bağrı Yanık Dostlara” adlı albümünde söylediği “Merhaba” adlı şarkıyı kullandı.

  • Seyyal Taner – Son Verdim Kalbimin İşine

seyyal taner 300x212 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Seyyal Taner, 28 Eylül 1952’de Urfa’da dünyaya geldi. Ailesi ile İstanbul’a yerleştikten sonra ilk ve orta okuldan sonra Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldu. Okul yıllarında İstanbul Devlet Konservatuarı’nda dışardan bale eğitimi aldı. Müziğe meraklı olmasından dolayı, 1965 yılında, Şerif Yüzbaşıoğlu’ndan ders almaya başlayan Taner, bir süre sonra Kanat Gür Orkestrası’nda amatör olarak şarkı söylemeye başladı.

İstanbul’da bir konser sırasında Los Bravos topluluğu ile tanıştı ve müziğe olan merakını gören topluluk üyeleri İspanya’ya döndükten sonra, Taner’e bir müzikal filmde rol teklifinde bulundu. 1968 yılında İspanya’ya gidip bu filmde rol aldı. Filmin çalışması esnasında “Viva Zapata” filminin yönetmeninden teklif aldı. Bu filmde ufak bir rol oynadıktan sonra Türkiye’ye dönüp sinema çalışmalarına devam etti ve bir çok filmde vamp kadın rolleri ile dikkatleri üzerine topladı. Sinema çalışmalarını bırakarak Almanya’ya giden Seyyal Taner, Los Bravos topluluğunun gitaristiyle evlendi. Kısa süren bu evlilikten sonra Türkiye’ye geri dönüp tekrar filmlerde çeşitli rollerle kaldığı yerden devam etti. Ancak Türk Sineması’ndaki seks furyası nedeniyle sinemayı bırakıp müziğe yöneldi.

1974 yılının Haziran ayında ilk plağı “Tanrı Şahidimdir – Şimdi Sen Varsın” yayınlandı fakat pek ilgi görmedi. Taner, 1975 yılıyla birlikte profesyonel sahne çalışmalarına başladı ve ilk defa Lalazer Gazinosu’nda profesyonel olarak sahne aldı. 1975 yılı sonlarından itibaren “Seyyal-Seyhan-Sedat” üçlüsü olarak sahne çalışmalarına devam eden Taner, 1976 yılında üçüncü 45’lik çalışması olan “Son Verdim Kalbimin İşine” ile büyük bir patlama yaptı. Yaptığı danslar ve showlarla bir anda Türkiye gündemine oturan Taner, bu büyük çıkışın arkasından “Kalbimi Affettim”, “Seni Çok Özledim”, “Gülme Komşuna” gibi büyük hitler yaptı.

1976 yılnda çevirdiği “Çizmeli Kedi” filmi, sahne dünyamızın birçok ünlü simasını bir araya getirdi. 1979 yılında “Asiye Nasıl Kurtulur”un değişik bir versiyonu olan “Çırpınış” adlı TRT tarihinin ilk TV müzikalini hazırladı. 1981 yılında ilk albümü “Lider” yayınlandı ve bu albümden sonra bir müddet suskunluk dönemine girdi. Sanatçı, 1986 yılında “Naciye” ve “Leyla” şarkıları ile tekrar çıkış yaptı ve 1986 Eurovision Türkiye Finali’nde “Dünya” adlı parçası ile ikincilik ödülüyle yetinirken, 1987 Eurovision Türkiye Elemeleri’ne “Şarkım Sevgi Üstüne” ile katıldı ve birinci oldu. Hüsranla biten bu Eurovision macerasından sonra tekrar bir suskunluk dönemine giren Seyyal Taner, 1989 yılında “Nanay” adlı albümle tekrar müzik dünyasına döndü. Bu kaliteli albüm diğer albümleri kadar ilgi görmese de Seyyal Taner hayranlarını oldukça sevindirmişti.

1990 yılında profesyonel sahne çalışmalarına bir son vererek günlerinin çoğunluğunu Bodrum’da geçirmeye başlayan Taner, 1991 yılında “Alladı Pulladı” albümü ile tekrar gündeme geldi. “Şiirimin Dili” şarkısı ile konuşulmasının yanında albümdeki beste çalışmaları ile başka bir sanatçı yönünü daha ortaya koymuş oldu. 1993 yılında “Geliyorum” adlı bir albüm daha yayınlayan Seyyal Taner, eski performansından hiçbir şey kaybetmediğini hayranlarına gösterdi.

  • Semiramis Pekkan – Olmaz Olmaz Bu İş Olamaz

semiramis pekkan 300x145 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

30 Eylül 1948 tarihinde İstanbul’da doğdu. Çamlıca Kız Lisesi’ndeki eğitimini son sınıfta noktaladı. Süper star Ajda Pekkan’ın kardeşidir. Babası Rıdvan Pekkan deniz binbaşısı, annesi Nevin Dobruca ise ev hanımıydı. Çocukluğu babasının işi nedeniyle Gölcük´te geçti. 1964 senesinde, “Kara Memed” filmiyle, sinema dünyasına adım attı. 20 kadar filmde rol alan Semiramis Pekkan, sinemanın yanı sıra, o yıllardaki sevgilisi Haldun Dormen vasıtası ve tavsiyesiyle girdiği tiyatro oyunlarında da görev aldı. 1965-1966 yıllarında, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sergilenen “Bozuk Düzen ve Meydan Sahnesi’nde sahnelenen Brooklyn Köprüsü, Ninocka, On Küçük Zenci” gibi oyunlarda rol aldı.

Semiramis Pekkan 1968 senesinde müzik hayatına başladı. İstanbul’un adı çok duyulan gece kulübü Playboy’da sahneye çıktı. Ercüment Karacan ile evlenince 1969 yazında sahnelere veda etti ve Londra’ya yerleşti. Sadece ve sadece plak yaparak müzik tutkusunu geliştirecek ve sürdürecekti.

İlk iki 45’likleri olan “Bu Ne Biçim Hayat” ve “Olmaz Bu İş Olamaz” şarkılarıyla sesini tüm ülkeye duyurdu. 30’u aşkın 45’lik plak ve üç LP dolduran Semiramis Pekkan iki Altın Plak ödülü de kazandı. Sonra “Dert ortağım” adlı plağı çıktı.

Semiramis Pekkan İngiltere’de yıllarca kimsesiz çocuklara yaşam anneliği yapmış, hastanelerde gönüllü hemşire olarak çalışmış, Mor Çatı Derneği gönüllüleri arasına girmişti. Londra’da, Los Angeles’te butikleri vardı.

Semiramis Pekkan hayatını yurtdışında sürdürüyor. Phuket adasında bir evi var.

  • Zerrin Özer – Dünya Tatlısı

zerrin ozer 300x169 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Müzik hayatındaki 30. yılını dolduruş olan Türk pop, caz ve folk şarkıcısı.

Ailedeki üçüncü ve en küçük kız çocuğu olan Zerrin Özer, 4 Kasım 1957’de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 1969 yılında ilkokuldan mezun oldu.
Anne ve babasının ayrılığı çocukluk yıllarının mutsuz geçmesinin en büyük sebebi oldu. Kendi çalışmasıyla 1975’te katıldığı TRT yarışmasında birinci olmasının verdiği heyecan ve cesaretle müziğe yoğunlaştı.

1978 – 1980 yılları arasında Türkiye’nin ünlü orkestralarından, İstanbul Gelişim Orkestrası ile caz ve dans müziği yaptı.

1979 yılında çıkardığı ilk plağı “Yalvarırım” beklenen ilgiyi görmedi. 1980’de ilk plağının hemen bir yıl ardından Orhan Gencebay imzalı şarkısı “Gönül” beklenmedik bir başarı yakaladı ve için şöhret yolunda dev bir adım oldu.

1982 yılında Paris Eyfel Kulesi’nde “Binbir Gece” adı altında Türkiye’yi tanıtıcı konserler verdi. Bir yıl sonra Paris’teki Olympia’da bir resital için sahneye çıktı.

1988’de “Bırak Ellerimi”, ardından 1989’da “Dünya Tatlısı” albümünü çıkardı. Müzik çalışmalarına “Dünya Tatlısı” albümünün ardından iki sene ara verdi.

Takvimler 1991’i gösterdiğinde “İşte Ben” albümüyle hayranlarının karşısındaydı. “İşte Ben” albümü bir çok ödüle layık görüldü. Hızlı başlayan 90’lı yıllar Özer için üzücü devam etti. Önce evliliği sona erdi ardından bir çok sağlık problemi ile karşı karşıya kaldı.

2000 senesinde piyasaya çıkarttığı “Bir Zerrin Özer Arşivi” adlı toplama albüm ile sanat hayatında ikinci kez en iyi albüm ödülünü kazanan Özer, 2001 senesinde Ben adlı bir toplama albüm daha çıkarttı. 2002 yılında, uzun bir aradan sonra ilk stüdyo albümü olan Ben Sana ve 2005 yılında yoğun ilgi gören türkü & caz albümü Ölürüm Ben Sana’yı çıkarttı. Ölürüm Ben Sana albümü, Altın Plak ödülüne layık görüldü.

2015 yılında geçirdiği üç bel fıtığı ameliyatından sonra iyileşmenin aksine yürüyemez hale geldi. 1,5 yıl tekerlekli sandalye kullandıktan sonra tedaviyle yeniden ayağa kalktı.

  • Barış Manço – Kara Sevda

baris manco 300x159 - Nostalji Şarkı ve Şarkıcılarımız 70 ve 80 ler

Türkiye tarihinin en fazla ilgi çekmiş, en aykırı müzik insanlarından birisi olan Barış Manço, besteci, şarkı sözü yazarı, yazar, gezgin, müzisyen, ses sanatçısı ve televizyon programı yapımcısıydı. Uzun saçları, asla çıkartmadığı şövalye yüzükleri, yurt içinde ve yurt dışında kazandığı müzikal başarıları ile ülkemizin unutulmayan simaları arasına girmiş olan Manço, yaşadığı zaman diliminde dünyada en fazla ülkeyi dolaşmış T.C. vatandaşı olarak, gezdiği 150’den fazla ülke ile kırılması zor bir rekora imza atmıştır.
Barış Manço 2 ocak 1943 tarihinde saatler 02.00 civarını göstermekte iken Bağlarbaşı-Üsküdar semtindeki Zeynep Kamil hastenesinde dünyaya gözlerini açar.
İsmail Hakkı Bey ile Rikkat Uyanık Hanım’ın ikinci oğululları olarak, ekmeğin karneyle dağıtıldığı ve ikinci dünya savaşının en kızgın oldugu zamanda dünyaya gelen Manço, 2 yıl önce dünyaya gelen abisinin “Savaş” ismini almasından sonra, ailesinin “artık dünyaya Barış gelsin” diye düşünmesinden dolayı barış adını almıştı.

Türkiye’de Barış adını ilk alan kişinin kendisi olduğunu yıllar sonra TRT için hazırladığı ‘7 den 77 ye’ adlı programı aracılığıyla, öğrenecekti.

Bit salgınının ortalığı kırıp geçirdiği bir dönemde ilkokula başlayan Manço, gezginliğe bu dönemlerde başlar. Gezginliğinin ilk durakları okullardır. Zira bu dönemlerde birsürü okul değiştirmek zorunda kalıyordu.

İlkokula Kadıköy Yeldeğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulunda başlayan Barış, 4. Sınıfı Ankara Maarif Koleji İlkokulu nda, 5.Sınıfıda yine Kadıköy Yeldeğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulunda okuyordu. İlkokul’u bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi yılları başlıyordu.

Galatasaray Lisesi’nde okuyan abisi Savaş Manço’nun okuldaki lakabı ‘Ayı’ idi. Barış’ında Galatasaray Lisesi’ne gelmesinden sonra lakapları ‘Büyük Ayı ve ‘Küçük Ayı’ olarak değişiyordu. 1957 yılı Şeker Bayramında çok sevdiği Babaannesi Nimet Hanım’ı yitirir. Manço, yıllar sonra bir şarkı yazacaktır onun adına (Gülpembe) çok beğeni kazanacak olan bu şarkı aynı zamanda dinleyenleri üzerinde büyük merak uyandıracaktır kim bu Gül Pembe?

Müzikle daha küçük yaşlarında tanışmıştı. Annesinin bir ses sanatçısı olması, O’nun müziğe pek yabancılık çekmemesini sağladı. İlk olarak 14 yaşında sınıf arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Lisesinde Kafadarlar adlı grubu kurdu. Bugünün ünlü ekonomistlerinden “Asaf Savaş Akad” bu grubun saksofoncusuydu. İkinci grubu olan Haramiler’de yine Galatasaray Lisesindeki arkadaşlarıyla birlikte çalıştı. Haramiler’le birlikte dönemin popüler müziklerini yorumladı.

1958 yılında ilk defa sahneye çıkıyordu. 1958 in Mart ayında yeğeni Aysel’in evlendiği akşam, Moda Düğün Salonunda Elvis Presley’ den iki şarkı söyleyen (bunlardan biri ‘Jailhouse Rock’dı) Manço, o gün abisi Savaş Manço’ya belkide hayatındaki yapacağı en önemli şeyi söylüyordu: “Ben çocuklara şarkı söyleyeceğim”.

1959 yılının Nisan başında Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk resmi konserini veren manço, 4 Mayıs 1959 da babası İsmail Hakkı Bey’in ani ölümüyle ruhen yıkılıyordu.

1960’lı yıllarda Türkiye’de Hafif Batı Müziğinde Erol Büyükburç, Metin Ersoy fırtınası esiyordu. Barış’da aklına koymuştu bu müzik dünyasının içinde yer alacaktı. Henüz 14 yaşında iken Galatasaray Lise’sindeki arkadaşlarıyla kurduğu grubu Kafadarlar’la “Barış Manço ve Kafadarları” ismiyle sahne alıyordu. Bu dönemlerde daha çok o sıralarda tutulan parçaları seslendiren Barış ve Arkadaşları, Okul bitince dağılıyorlardı.

1962 yılına gelindiğinde Galatasaray Lisesinde 11. sınıfı geçemeyen Barış, bir an evvel Paris’e gidip, Güzel Sanatlar Akademisinde okuma istediğinden Özel Şişli Kolejine gider ve 1963 yılında bu okuldan lise diplomasını alır. Yine 1962 yılında Barış Manço ilk 45’liği Twistin Usa / The Jet’i Harmoniler ‘le kaydediyor ve Grafson plak’tan satışa sunuyordu. “Neden Türkçe değil” mantığıylada o yıllarda Çıt Çıt Çedene, Urfa nın Etrafı Dumanlı Dağlar ve Kızılcıklar Oldu mu? (Barış’ın annesi Rikkat Uyanık Hanım’ın derlediği bir türkü) isimli türkülerini kaydediyordu.

1963 yılında Salyangoz yüklü bir kamyonun tercüman-şöför yardımcısı olarak İstanbul’dan Lion’a oradan da otostopla Paris’e giden Manço, burada Güzel Sanatlar Akademisinde okumak istiyordu. Daha sonraları maddi sıkıntılar ve Belçika’da yaşamakta olan abisi Savaş’ın yanında kalmak için Liege şehrine gider.

Burada bazen Türk işçilerine tercümanlık yaparak, bazen garsonluk yaparak veya Türkiye den getirttikleri filmleri orada yaşamakta olan Türk işçilerine göstererek geçimlerini sağlarlar. Tüm aksiliklere rağmen müzikten uzaklaşmaz. Arada bir Paris’e giderek plak şirketleriyle görüşen Barış, ünlü fransız komedyen Henri Salvador’un şirketinden 1964 yılının sonbaharında 4 parçadan (Baby Sitter, Jenny Jenny, Quelle Peste ve Un Amour Que Toi) oluşan bir EP çıkarır.

1964 yılında Fransa’da 4 parçadan oluşan EP’yi çıkardığında, o zamanlar radyoda program yapan Engin Arman Paris’den gelen Plağın üstünde koskoca “Barısh Mancho” yazısına rağmen, plağı, “Fransa’da müzik yapan genç şarkıcı Bari Manso” olarak sunar.

Programı dinlemekde olan Barış Manço nun annesi ‘Rikkat Hanım’ ayağında terliklerle evinden fırlar ve İstanbul radyosuna giderek, ‘yaa, benim oğlumdan bahsediyorsunuz, onun adı Barış Manço’dur’ der.

Fransa’daki bu maceradan sonra, Belçika da bulunduğu yıllarda Les Mistigris (Mistigris Siyam’da bir vahşi kedi türü anlamına geliyor) isimli, Belçika’lı ve Martinik’li müzisyenlerden oluşan gruba katılır. Bu grupla 1967 nin başına kadar beraber çalışır. ve Aman Avcı Vurma Beni ve Bizim Gibi (Kol Düğmeleri isimli parçanın bir önceki hali) adlı parçaları kaydeder. Bu grupla Almanya, Belçika, Fransa gibi ülkelerin dışında Türkiye’de de konserler verdi. Fakat grup üyelerinin ülkeye girip çıkmasında ve kalmasındaki problemlerden dolayı “yerli” bir grupla çalışmayı tercih eder.

1965 yılının Ocak ayında, Salvatore Adamo ve France Gall’inde katıldıkları bir programda, Paris’in meşhur “Olympia” müzikholünde arkasında Franck Pourcel orkestrası ve Swingle Singers ile beraber plağından iki şarkı seslendirir: “Babysitter ve Jenny Jenny”.

Fakat bu konser sonrasında, kendi olağanüstü yeteneği ve annesi Rikkat Uyanık Hanımın dışında müzisyenlik hayatını etkileyen biri çıkar karşısına: O gün Barış’ı izleyen Europe-1 radyosunun sahibi ‘Daniel Filipacchi’, Barış’ın aksanını beğenmediğini ifade ederek plağın radyosunda yayınlanmasını yasaklar. Barış bu işe çok kızar ve “bundan böyle sadece Türk şarkıcısı olacağım” kararını alır.

1967 yılında Hollanda’da büyük bir trafik kazası geçirir. Bu kazanın kendisine hatırası ise, bıyığının altındaki kesik izidir. Bu kesiği kapatmak için bıyık bırakmaya başlar. sadece bıyığını uzatacak değildir ya saçlarınıda uzatır Manço.

1967 yılından itibaren 1969 yılına kadar sürecek Kaygısızlar dönemi başlar. Bu grubun üyeleri arasında, günümüzde MFÖ olarak tanınan gruptan “Mazhar Alanson ve Fuat Güner” de vardır. Bu grupla kendi müzikal çizgisini bulma yolunda ilerleyen Barış, “Kol Dügmeleri, Unutamıyorum” gibi kendi bestelerinin dışında, ‘Bebek, Derule, Kağızman’ gibi türküleride kaydetti, Karanlıklar İçinde ve Keep Lookin parcalarında da yabancı bestecilerin şarkılarından yararlandı. Yine bu grupla yurt dışına açılma konusunda faaliyetler gösterdi ve Fransa’da 1968 yılında ilk defa kaydettikleri “Trip” ve “Susanna” isimli parçayı single olarak çıkartmaya çalıştı.

Özellikle Trip adlı parçayı mükemmel bir şekilde yeniden kaydeden grup elemanlarının “biz yurt dışında yapamayacağız” demeleri üzerine Barış ve Kaygısızların yolları bir süre sonra ayrıldı. Kaygısızlar grup olarak dağıldı ama Barış Manço’nun plaklarında Onu yanlız bırakmamak için stüdyoda biraraya geldiler. Kaygısızların Avrupa’da kariyer yapmaya yanaşmayışları Barış’ı yeni baştan Avrupa’da yabancı bir grupla çalışmaya iter.

Londra Hyde park’ta tanıştığı İngiliz “Jonathan Glemser” (Yardbirds’ İn ilk gitaristi), Amerikalı müzikolog “Jonathan”, Tunuslu davulcu “Mounir” ve Kafkasyalı basgitarist “Onkan” dan oluşan Barış Manço Ve adını verdiği grup böylece kurulmuş oldu.

4 ayrı ülkenin kültüründen gelen müzisyenler, 4 ayrı müzik anlayışı ve icrası içinde bir çok yeni şeyler öğrendi Barış. Bunun bir ürünü olarak bugün 7 den 77 ye herkesin ezbere bildiği Dağlar Dağlar isimli parçasını bu grup döneminde kaydetti. Bir çok yayın organında belirtildiği gibi bu parça Keban’dan gelirken bestelenmemiştir. Barış’ın Keban’a gitmesi daha sonraki yıllarda olacaktır. Barış bu parçayı kısa bir süre evli kaldığı Marie Cloud için ve annesine “senin oğlun alaturka söyleyemez” diyen Müzeyyen Senar gibi müzisyen dostlarına cevap olsun diye besteler. Kol Dügmeleri, Bebek, Kağızman gibi parçalarla ismini duyuran Barış Dağlar Dağlar’ın çıkış tarihinden dört ay sonra bu 45’liğin 700 bin satması üzerine müzik dünyasındaki o dönemin büyükleri olan, Cem Karaca, Erkin Koray ve Moğollar’ın arasında yer alır. Altın Plak aldığı “Dağlar Dağlar” 45’liği Barış’ın hayatının dönüm noktası olmuştur.

Eğitimini tamamlayan Barış’ın amacı grubuyla birlikte Türkiye’ye dönüş yapmaktır. Fakat Türkiye’ye yalnız olarak döner.

Barış’ın Türkiye’ye döndüğü yıllarda , 1970’lerin başında , Türkiye’de aranjman modasına karşı tepkiler başlamıştır. Aranjman modasına olan bu tepki başka bir akımın doğmasına sebep olmuştur. Bu yeni oluşan müzik türü Anadolu pop’tur. bunun üzerine Barış; Fuat Güner ve Mazhar Alanson’la (bugünkü MFÖ’nün elemanları) birlikte Kaygısızlar kurar.

Barış Manço artık yavaş yavaş müzik piyasasında yükseliyordu. İşte tam bu dönemlerde beklenen bombayı patlatır. Barış Manço Ve.. grubu ile 70’lerin başında çıkarttığı “Dağlar Dağlar” 45’liği , çıkışından 4-5 ay sonra 700 bin satar.

Yabancı gruplarla yaşadığı sorunlar sebebiyle bir çok gruptan ayrılmak zorunda kalır. Fakat 1971 yılında bu sorunu çözer. Avrupada da kariyer yapmaya meraklı olan, Anadolu Pop müziğinin öncüsü olarak kabul edilen Moğollar la beraber Fransa’da çalışmaya başladı.

Bu grupla İşte Hendek İşte Deve, Katip Arzuhalim ve Binboğanın Kızı isimli parçaları kaydeden Barış, Moğollar’ın tek başlarına kaydettikleri “Danses et Rythmes de la Turquie D’hier A’Aujourd’hui” (Bu LP Türkiye’de piyasaya Anadolu Pop adı altında çıktı) isimli albümle başarılı olmaları ve hatta bir önceki yıl Jimi Hendrix’in, bir sonraki yıl Pink Floyd’un kazandığı “Academie Charles Cross Grand Prix Du Disque” isimli ödülü kazanmaları ve tamamen yurt dışında çalışmak istemeleri sonucunda, ayrılma kararı alırlar.

Moğollar’dan Engin Yörükoğlu ile beraber yurda dönen Barış, Celal Güven, Ohannes Kemer, Özkan Uğur ve Fuat Güner gibi müzisyenlerle beraber ölümüne dek kendisinden ayrılmayan Kurtalan Ekspres isimli grubunu kurdu. Bir kaç değişimden sonra ideal kadrosuna ulaşan Kurtalan Ekspres ve Barış Manço birlikte bir çok başarıya imza atar.

1972’de Kurtalan Ekspres le ilk 45 liği, Ölüm Allah’ın Emri / Gamzedeyim Deva Bulmam piyasaya sunulduktan sonra 20 aya yakın bir süre, askerlik sebebiyle müzik’ten ayrı kaldı. Bu süre zarfında daha önceden hazırlanmış olan Lambaya Püf De / Kalk Gidelim Küheylan 45 liği piyasaya sürüldü. Askerden döner dönmezde Gönül Dağı / Hey koca Topcu Genç Osman yayınlandı.

Vatani görevine 1972’de Polatlı’dan sonra yedek subay olarak Edremit’te başlayan Barış, bir takım pürüzler nedeniyle 19 ay 26 gün askerlik yapmak mecburiyetinde kalıyordu. Askerden tezkere aldığının ikinci günü 2 Aralık 1973’te ilk video klibini Hey Koca Topcu-Genç Osman adlı şarkıya çeker. Bu şarkıyı Polatlı’da geçen topçu asteğmen günlerinin etkisiyle, bir anı olarak yapmıştır.

1975 yılında Barış Manço ilk Long Play ini hazırlar. Barış Manço bu albüm icin özel olarak stüdyoya girmedi. Ellerindeki birikmis parçaları 45 lik olarak çıkartmanın zor olacağını düşünerek albüm yapmaya karar verilir. Daha önce yayınlanan Dünden Bugüne isimli albüm Barış Manço’ nun Sayan Plak döneminde çıkardığı 45′ liklerden toplama olan bir albümdü. Böylelikle 1975 yılında Türkiye’ nin sayılı senfonik rock albümlerinden “2023” piyasaya çıktı. Albümde yine Türkiye nin sayılı Rock Operalarından “Baykoca Destanı”, Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılını konu alan 2023 gibi parçalar yer aldı.

1976 yılında yine Avrupa’da kariyer yapma ümidiyle çalışmalarına başladı. Hemen hemen bütün bir yılı Belçika’da geçiren Barış, bir Amerikan firmasi olan CBS ile anlaşma imzalar. Büyük bir bölümü George Hayes Orchestra’sıyla kaydedilen Barish Mancho (Aynı yıl Türkiye de Nick The Chopper olarak piyasa çıkar) isimli albüm 1976 yılında, ilk önce Belçika ve Hollanda’da, daha sonra Fransa, Fas, Fildişi Sahilleri gibi ülkelerde piyasaya cıktı.

Barış bu albümüyle, beklediği başarıyı elde edemez ama beklemediği başarılarda elde etti. Örneğin Fas, Romanya gibi ülkelerde albüm, içerdiği doğu karakterinden dolayı, liste başı oldu. Sonuçta İngiltere deki Rainbow konserine ve diğer promosyon konserleri sırasında Barış’ın hasta olması gibi sebeplerden dolayı, albüm yaklaşık olarak 17-18 ülkede dinlenmesine rağmen, Barış’ın Avrupa da kariyer yapma hayalini sona erdirdi.

Barış Manço, ilk evliliğini Belçika’da bulunduğu yıllarda yaptı. Bir giysi mağazasında tezgahtar olarak çalışan Marie-Claude adlı bir kızla tanıştı ve tam 6 yıl beraber yaşadılar. Arkasından 31 Ocak 1970 günü Liêge’de evlendiler ama 6 ay kadar sonra, 16 Temmuz 1970 günü ayrıldılar. Barış’ın okul hayatında ve geçimini sağlamasında Maria Claude’un rolü büyüktür.

Gerçek hayat arkadaşını, “benim her şeyim” dediği Lale Manço’yu, 1975 yılında tanır. İlginç bir tanışmaları vardır Lale ve Barış’ın. Çiftin tanışması bozuk bir telefon sayesinde olur. Ablasına misafirliğe gelen Lale, telefon bozulunca eniştesinin arkadaşı olan üst kat komşusuna telefon etmeye çıkar. Kapıyı açan Barış Manço’ya “Telefon edebilir miyim?” diye sorar Lale. Aldığı yanıt ise “Benimle evlenirsen edebilirsin” olur. “Neden olmasın” diyen Lale , içeriye girerek telefonunu eder ve parasını ödemeye kalkınca aldığı yanıt karşısında şaşkına döner. “Nasıl olsa evleneceğiz ne parası”.

Ve 1978 yılında bir nikah töreniyle resmen yaşamlarını birleştirirler. Şakayı çok seven Barış düğünde Nikah Şekeri niyetine Lale’yle beraber doldurduğu bir plağı dağıtır. Plağın A yüzünde birbirlerini seven bir çiftin aşklarını dile getirdikten sonra kavga ettikleri bir konuşma vardır. İkinci yüzünde ise Barış kendi deyimiyle “kendi mutluluk öykülerini anlatacakları” bir parça hazırlamıştır. 19 Mayıs 1981’de Doğukan Manço Hazar, 24 Temmuz 1984’te de Batıkan Zorbey dünyaya gelir.

Yaşamındaki ikinci evliligini 1978 de Lale Cağlar ile yapan Barış, 1979 yılında müzik dünyasına geri döndü. Cok sevdiği Kurtalan Eskpres’iyle Yeni bir Gün isimli albümünü çıkaran Barış, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Gesi Bağları, Aynalı Kemer İnce Bele gibi parçaları ile büyük dikkat çekti. Bu albümle başlayan hiç dinmeyen başarı süreci, 1980 yılındakı Hal hal / Eğri Eğri Doğru Doğru Eğri Büğru Ama Yine De Doğru 45 liği ile, 1981 yılında Sözum Meclisten Dışarı albümüyle, 1983 yılında Estağfurullah…Ne Haddimize! albümüyle sürüp gitti.

Büyük birikiminden her yaş kuşağının yararlanmasını istediğinden, biraz da seyyah olup, dünyayı gezmek istediğinden dolayı, 1988 yılında TRT 1 televizyonuna bir teklifte bulundu.

“Çocuk ve aileye yönelik eğitici ve eğlendirici bir dünya belgeseli”dir düşündüğü. Yayına girdigi ilk gün milyonlarca izleyiciyi ekran başına toplayan “Barış Manço ile 7’den 77’ye”, böylelikle onun bir başka yavrusu oldu, ölümünden birkaç zaman öncesine kadar. Program çekimleri için oluşturulan TV ekibi, Ekvator’dan Kutuplar’a kadar yerküre üzerinde 150 değişik ülkeye giderek 500 bin km.’den fazla yol katetti. Bir başka deyişle, Barış Manço dünyanın çevresini 12 kez dolaşmış oldu. Devlet başkanları, dünyaca ünlü şair, düşünür ve yazarlar, astronotlar, sporcular, süperstarlar da konuk oldular Barış’a. Bu program Türk Televizyonculuğunda ulaşılamamış pek çok rekoru da elde ederek ayrı bir başarıya ulaştı.

Yüreğindeki çocuk sevgisi, kendi çocuklarıyla sınırlı kalmayıp dünyanın tüm çocuklarını sarmaya, sorunlarını, dertlerini dinlemeye itti Barış Manço’yu… Ak saçlarının örttüğü bedenindeki yüreği çocukların gülümseyen yüzlerinde hayat buldu…

Toplumdaki bozulmaya kayıtsız kalmamak, kendince birseyler yapmak için politikaya da soyundu. 30 yıldır yapmak istediği ve uygulamak için fırsatını kolladığı projelerini DYP’den yapılan teklifle birlikte “Hayata geçiririm” umudu başladı. “Neden siyaset, üstelik bu Barış Manço’ysa, mutlaka başkalarının yapamayacağı bir şeyleri yapabileceğine inandığı için olmuştur” düşüncesi ona şu yorumu yaptırmıştı. “DYP’den Kadıköy başkan adayı oldum. Belediyelerin sorunları belli zaten. Farklı bir renk vardır, farklı bir yaklaşım vardır. Çocuğun sağlığı diye bir olay var. Zaman zaman ana çocuk sağlığı gündeme gelir. Hastane olabilir, gençlik merkezleri olabilir. Bunlar benim hep düşündüğüm şeyler” diyerek müziği asla bırakmayacağını ve çalışmalarını durdurmayacağını ısrarla vurguluyordu o günlerde. Hatta siyasete soyunmasıyla ilgili olarak aldığı eleştirilere “Ben bir şarkıcı olarak gelmedim bu dünyaya, düşüncelerimi aktarmak üzere geldim. Gün geldi şarkı söylemekle oldu, gün geldi bir televizyon programında bir çocuğun saçlarını okşamakla oldu. Gün geldi, Güney Kutbu’nda penguenlerle konuşmakla oldu, gün geldi Ekvator’da suyun nasıl döndüğünü aramakla oldu. Şimdi insan en iyi kendini bilir herkesten önce. Ben de bildiğim kadarıyla kendimi anlatmaya çalıştım. Kendimin doğru olduğuna inandığım şeyleri aktarmaya çalışacağım insanlara” sözleriyle mesajını iletiyordu. Fakat kalbi ona siyaset yapması için izin vermiyordu. Aynı dönemlerde geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle doktorların tavsiyesini dinleyerek siyaset hayatına başlayamadan son verdiğini açıkladı.

Türkiye’nin kültür sanat ortamını kötü bulduğunu söyleyen Barış Manço, “Manzara tek kelime ile kötü ama beni bu denli karamsarlığa iten nokta herşeyin daha da kötü olacağını düşünüyor olmamdır. Çanak çömleklerle tüketilen gazetelerin olduğu, bin-iki bin kitabın ancak okunduğu bir memlekette güzel şeylerden bahsetmek oldukça zor” diyor ve ilave ediyordu: “Ben bunu kültüre karşı bir direniş olarak görüyorum.

Direkt olarak da halkı suçlu buluyorum. Benim açımdan bir problem yok aslında. Programlarım seyrediliyor ve bu camiada kırk yılı doldurmuş bir sanatçıyım. Hiçbir şeye ihtiyacım yok.” Türkiye’de bazı gerçeklerin bilinmesi gerektiğini ancak bu gerçekleri ortaya koyacak zekaların cesaret edip konuşamadığını söyleyen Barış Manço, her şeyin popüler zihniyetle ve basit bir mantıkla işlendiğini, derinlikli olmayan fikirlerin daha çok rağbet gördüğünü belirterek, “Türkiye’nin önü açık. Kültürümüz bütün çağdaş değerlerin üstünde. Bu değeri işlemek gerekiyor. Benim seyahatlerim, çocuk programlarım, röportajlarım bu güzellikleri ortaya koymak ve evrensel düzeyde tanınmasını sağlamak üzerine kuruludur. Ben kendi adıma önemli şeyler yaptığıma inaniyorum ve herkesin aynı oranda çalışması gerektigini savunuyorum” diyerek sözlerini bitiriyordu.

1991 yılında Devlet sanatçısı olan Barış, 1990 yılında, ölümüne dek sürecek Japonya macerasına başlayacaktı. İçindeki büyük sevgiyi Japon halkıyla da paylaşmasını bilen Barış, oradada süperstar sıfatını elde ediyordu.

1990 yılında, Ertuğrul Gemisinin Japonya’yı ziyareti ve Japonya açıklarında batmasının 100. yılı sebebiyle Tokyo Emperial Hotel, Japonya veliaht prensinin de izlediği bir konser verir ve Japon halkı tarafından, sebzelerden şarkı yapan adam lakabını alır (Domates, Biber, Patlıcan, Nane Limon Kabuğu). Bunu 1991 deki bir konser, 1995 yılında Japonya’ nın 16 şehrini kapsayan bir turne ve 2 tane albüm takip eder.

1982 yılında onu ilk defa yoklayan kalbi, 1999 yılında aramızdan ayrılmasına sebep oldu. 31 ocak 1999 akşamı saat 23.30 da hastaneye getirildiğinde 1 saat öncesinde yaşama gözlerini yummuştur.

200’ün üzerinde şarkısı, bunların kazandırdığı bir o kadar ödül O’nun nasıl bir müzisyen olduğunu anlatmaya yetiyordu. Öyle ki bazı şarkıları Rumca, İbranice, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, Flemenkçe, Fransızca ve İngilizce dillerinde söylendi.

Türkiye’nin müzik tarihinin kilometre taşlarından biri olan Barış Manço, el attığı her işte başarılı olmayı bildi. Televizyonuculukta bunlardan birisiydi. 1988 yılının Ekim ayında TRT’de başlayan “7’den 77’ye” programı O’nun başyapıtlarındandı. Barış ve Ekibi bu program için 10 yıl içinde Ekvatordan kutuplara , 5 kıtada 100’den fazla yöreye, ülkeye giderek kırılması güç bir rekora daha imza atmış oldu. Bir nesil O’nun çocuklar için yaptığı “Adam Olacak Çocuk” programını seyrederek büyüdü.

Son olarak büyük bir projeye daha imza atacaktı. Çok kapsamlı bir tarih belgeseli hazırlayacaktı. Fakat buna ömrü yetmedi. 1 Şubat 1999 günü aramızdan ayrıldı.

Türk Müziğine damgasını vurmuş Barış Manço artık aramızda değil. Kısa ama dolu dolu bir hayattan sonra bize birçok şey öğretti. Belki müzik adına yapacağı pek bişey kalmamıştı (özellikle geçen 10-12 yılı göz önüne alırsak) ama başka alanlarda birçok büyük projeye imza atabilirdi.

Adam olacak çocukların artık kendi ayakları üzerinde durabiliyorlar. “Arkadaşım Eşşek” şarkısıyla büyüyen bir nesil şimdilerde “Ölüm Allahın Emri Ayrılık olmasaydı” şarkını söylüyor.

Yüksek öğrenimini Belçika’da “Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi”nde tamamlayan, evli, iki çocuk babası ve çok iyi derecede İngilizce ve Fransızca konuşan Barış Manço, 40. yılına ulaşan sanat yaşamında kendisine layık görülen 300’ün üzerindeki ödülün dışında, aşağıdaki ünvanlara’da sahiptir:

Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçısı Ankara (1991)
Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora Ankara (1991)
Soka Üniversitesi: Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü Tokyo, Japonya (1991)
Belçika Krallığı: Leopold II Şövalyesi nişanı Brüksel, Belçika (1992)
Fransa Devleti: Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı Paris, Fransa (1992)
Pamukkale Üniversitesi: Onursal Doktora Denizli (1995)
Min-On Sanat Vakfı: Yüksek Şeref Madalyası Tokyo, Japonya (1995)
Liege Prensliği: Onursal Hemşehrilik Beratı Liege, Belçika (1997)

 

(Visited 52 times, 1 visits today)
Admin

Admin

Yorum Yazabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: